Bi şair tek şiire sığdırabilmiş mi ki hislerini, ben sana kaç dize yazayım şimdi?

“Halbuki konuşmaya ne kadar muhtacım” diyen Sabahattın Ali aslında aşkını tekleştirmiş bu sözle. Eğer öyle olmasaydı bu kelimeleri kalemiyle kağıda dökerken aslında konuştuğunu fark ederdi. Çünkü kağıda da konuşulur kaleme de… İstediği şey konuşmak değilmiş Sabahattin Ali’nin, istediği kişiyle konuşmakmış. Bugün çoğumuzun yanında tonla insan var, ama istediğimiz insan olmadığı için yalnız hissediyoruz kendimizi. Bundandır bizim yalnızlığımız, bundandır…

Yazmadığımı farkettim az önce, meğer yazmak rahatlamakmış. Önemliymiş yazmak meğer, bir nevi terapiymiş. Dolmuşum ben yazmadıkça havada kalmış düşüncelerim. Yazmak aslında çok düşünen insanların kısıtlı hafızalarını boşaltmasıymış, daha iyisini düşünebilmek için. Çünkü insan unutmak istemez. Her ne kadar unutmak istiyorum dese de unutmak istemez insan. Bilir ki kötüyle beraber iyi de unutulur. Tek bir iyi şey için katlanır insan onca kötülüğe. Tek bir iyi şeyin kıymeti bunu gerektirir elbette…

Geçmişe sünger çekmemi bekledikçe siz benden, çekeceğim tek sünger sigaranın süngeri olur benim.

Dolumu mümkün olmayan gazı bitmiş çakmağı bile bir zamanlar çok sevdiği için atamayan bir insandan, nasıl olur da bir zamanlar çok sevdiği insanları kafasından atmasını bekleyebilirsiniz?

Yasak elmanın cazibesi, insanoğlunun doyumsuzluğu… Bir nefes lazım şimdi, unuttuklarımızı hatırlamak lazım. Arada acıyı da hatırlamak lazım, mutluluğun her zaman bir bedeli olduğunu… Gündüzü unutmalı bazen, geceleri kavrulmalı. Madem ki özgürüz, saçmalamak lazım bazen, en samimi tarafından saçmalamak lazım…